YİYİP İÇTİĞİM BENİM OLSUN, GEZİP GÖRDÜĞÜMÜ ANLATAYIM

3/9/2007 - ATEŞİN ÇOCUKLARI MERCURY

 

31 Ağustos Cuma Akşamı Harbiye Açık Hava Sahnesi'nde Kafkas Halk Dansları Topluluğu Mercury'nin gösterisini izledik.

Daha önce de defalarca Kafkasya'nın çeşitli bölgelerinden gelen Halk Dansları ekiplerinin gösterilerini izlemiştim.

Aralarından bir çoğunu çok beğenmiş büyük bir hayranlıkla gitmiştim.

Ancak Mercury'nin adını çok duymadığım için gösteri olacağı haberini ilk duyduğumda bilet alıp almamak konusunda tereddüt ettim.

Ancak ekibin kurucularından birinin daha önce Türkiye'deki Ridade adlı ekibin hocası Valeri Tania olduğunu öğrenince; bu referansla bilet aldım.

Oraya gidip gösteriyi izledikten sonra bu referansın bizi yanıltmadığını gördük.

Gerçekten tek bir an bile temposu düşmeyen, son derece titizlikle çalışılarak sahnelenmiş bir gösteri idi.

Gerek ekip oyuncularının kostümleri, gerek müzikler ve gerekse kareografiler harikaydı.

Özellikle ekibin solisti İnna'nın şarkı söyleyişi ve gösterinin sonlarına doğru sergilenen ve neredeyse tüm Kafkas Halk Dansları topluluklarının klasikleşmiş performanslarından biri halinde olan doli şovu izlemeye ve dinlemeye değerdi.

Ekibin web sitesini  inceleyerek kendielri hakkında detaylı bilgilere ulaşabilir ve gösterilerinden fotoğrafları bulabilirsiniz.

Bu arada gecenin sunuculuklarını manken ve oyuncu Sinemis Candemir ile Oyuncu Sinan Taymin Albayrak yaptı.

Çerkes camiasının aralarında yaşayan bu ünlü isimlere ulaşıp böyle özel gecelerde onlardan destek alması çok güzel.

İyi yetişmiş ve işini iyi yapan hemşehrilerimizin sürekli artması umuduyla...

0 YorumBağlantı

3/9/2007 - ALTIN ELLER TAKSİM GEZİ PARKI'NDA MERAKLILAR İLE BULUŞUYOR

 

31 Ağustos Cuma akşamı eşimle Taksim'de buluştuk.

Asıl amacımız Harbiye Açık Hava Sahnesi'nde gerçekleşecek bir programa katılmak olsada; buluşma saatimiz ile programın başlama saati arasındaki 2 saat boşlukta benim televizyonda açıldığını duyduğum ve gitmek için sabırsızlandığım Altın Eller Festivali için Taksim Gezi Parkı'na uğradık.

Uğradık diyorum ama o alandan uğrayıp ayrılmak ne mümkün?

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Beyoğlu Belediyesi'nin ortak girişimi ile bu yıl ikincisi düzenlenen festivalde kaybolmaya yüz tutmuş 80 el sanatı ve bu sanatların ustaları meraklılarıyla buluşuyor.

Bu yazıyı yazmakta geç kaldım eşime göre ama yine de yazmak istedim.

Bu yazıyı yazarak bir kişinin bile oraya gitmesi sağlayabilirsem ne mutlu bana...

Geleneksel el sanatlarımızın gelecek kuşaklara aktarılması açısından önem taşıyan bu festival 5 Eylül'e kadar gezilebilir.

Orada neler görüp kimlerle mi tanışacaksınız?

Türkiye'nin çeşitli illerinden gelen onlarca sanatçı ve zanaatkar ile tanışıp onların maharetli ellerinden çıkmış ebruları, çinleri, bez bebekleri, ehramları, çarıkları, bastonları, telkarileri, gümüşleri, dokumaları, battaniye ve kilimleri, oyma sandıkları, çömlekleri, kalaylı bakırlıları görebilir ve bazı yöresel lezzetleri tadabilirsiniz.

Biz bu gezimiz sırasında modern üretim teknikleri ile karşı karşıya kalan zaman içinde kaybolmaya yüz tutmuş sanatlarla tanıştık, bildiklerimizi hatırladık, Anadolu'nun çeşitli yerlerinden gelmiş bazı maharetli ustalarla tanışıp sohbet etme şansına kavuştuk.

Özellikle Bitlis Adilcevaz'dan gelen bastoncu Cumali Birol Bey ile kısa ama insanın kafasında ampuller yakan bir sohbet gerçekleştirdik.

Cumali Bey; son derece aydın, işinde usta ve sadece kendi sanatında değil diğer kaybolmaya yüz tutan sanatlar konusunda da son derece hassas bir insan.

Ayrıca koruma altın alınan ve nesli tükenmek üzere olan Van Kedisi'ni bir bastona oyarak bu konuya dikkat çekmeye çalışacak kadar da içinde yaşadığı dünya ile ilgili ve duyarlı bir sanatçı.

Bu konudaki girişimleri yadsınmamalı ve kendisi bu yolda yalnız bırakılmamalı bence.

Yurtdışındaki bazı üniversitelerden baston yapımı konusunda seminer verme teklifleri aldığını ancak kendi ülkesinde tanınmadığından bahsetti bize.

Oysa bu sanatlar bu zanaatlar bizim değil mi?

Bu topraklara özgü değil mi?

Burada yapılmaya başlanıp dünyaya duyurulmadı mı?

Onca kilometre uzaktan davet alan sanatçılarımızı görmezden gelmek, daha sonra da ''Aaaah bir zamanlar Van Kedisi diye bir kedi vardı, Adicevaz'da da muhteşem bastonlar yapılırdı'' diye dizlerimizi dövebilecek olmamızın habercisi değil midir sizce?

Yazımı sonlandırırken sizi Cumali Bey'in kendi web sitesini ziyaret etmeye davet ediyorum.

 

www.bastoncu.com

0 YorumBağlantı

31/8/2007 - DARICA HAYVANAT BAHÇESİ & KUŞ CENNETİ VE BOTANİK PARKI

 

Dün 30 Ağustos Zafer bayramı dolayısıyla resmi tatildik.

Biz de tatilimizi değerlendirmek için; ablam, yeğenim, eşim ve ben Darıca Hayvanat Bahçesi'ne gittik.

Burası yalnızca hayvanat bahçesi değil; aynı zamanda kuş cenneti ve bir botanik park.

1993 yılından beri halka açık olan alanın amacı 350 çeşit kuş türü, 500 çeşit bitki ve aralarında sürüngenler, balıklar ve memeli hayvanların da bulunduğu 100'ü aşkın diğer hayvan türünü kendi doğal ortamlarına en yakın ortamlarda yaşatmak.

 

 

Doğa gezilerini sevenlerin, araştırmacıların, hayvan severlerin ve çevrecilerin yanı sıra okul gezilerinde tüm öğretmen ve öğrencilerin mutlaka görmesi gereken bir yer burası.

5 Saati aşkın gezi süremiz boyunca bizler de en az 10 yaşındaki yeğenim kadar mutlu olduk.

 

 

İçinde müzeler, hediyelik eşya dükkanı, cafeteryalar, çocuk parkı ve japon bahçesi de bulunan kuş cenneti mutlaka görülmeye değer.

Canlıları izleyip, onları fotoğraflarken her bir bölümün önünde bulunan panolardan canlılar hakkında detaylı bilgi de alabiliyorsunuz.

Aşağıdaki resimde Sibirya Kaplanları hakkındaki pano ve papağanların haftalık beslenme planı çizelgesi bulunuyor.

Kaplanlar hakkındaki pano beni çok güldürdüğü ve bana Selçuk Erdem karikatürlerini çağrıştırdığı için sizlerle paylaşmak istedim.

Erkek kaplanın ismine dikkatinizi çekmek isterim....

 

 

 

Eğer bu parka üye ya da sponsor olursanız bir yıl içinde dilediğiniz kadar ücretsiz gezme şansınız oluyor.

Sizin için gezip, şehirden uzaklaşma, çocuklarınız için de hayvanları tanıma ve bilgilenme konusunda bir fırsat olacak bu ziyareti sizlerin de yapmasını öneririm.

Bu arada içeri giriş bedeli bir kişi için 15 ytl, çocuklar için de aynı ücretin alındığını hatırlatmakta fayda var.

 

2 YorumBağlantı

14/8/2007 - YÖRÜK OBASI'NDA KAHVALTI KEYFİ

 

Dalyan'da geçirdiğimiz tatilde iki kez kahvaltı yaptık Yörük Obası'nda...

Mekanı ilk keşfimiz Dalyan'a doğru yaptığımız bir yürüyüşte oldu.

Sevgi yolu bitmek üzere iken ilk önce solumuzda iki adet deve gördük.

Tam develerin resmini çekerken de geniş bir alan üzerine kurulmuş olan Yörük Obası'nı...

Sayıları yirmiyi aşkın tahta köşk kurulmuş ve bu köşkler yörük çadırlarından kullanılan kıl keçelerle kaplanmıştı.

Her bir köşk değişik renkte ponpon ve püsküllerle süslenmişti.

İçlerinde ise halı ile kaplı ot yastıklar, el dokuması kilimler, minderler ve yer sofraları ile tam bir çadır dekorasyonu yapılmıştı.

Üstelik müşteriler kapıda; yelek  ve fes ile karşılanıyordu. (Aslında bana kalırsa yörük kültürünü çağrıştıran bir kostüm daha çok bütünleşirdi bu konseptle ama neyse)

Ertesi sabah kahvaltıda soluğu Yörük Obası'nda aldık.

Güleryüzle karşılanıyor müşteriler burada; Ege'nin bazı yerlerinde karşımıza çıkan müşteriye doymuş, müşteriye pek fazla yüz vermeyen esnaf profiline Dalyan'da rastlamıyorsunuz zaten.

Sonradan öğrendiğimize göre burası henüz bir kaç ay önce açılmış.

Servisi de, köşkler de, barı ve mutfağı ile tuvaletleri de son derece temiz.

Çeşitler bol, porsiyonlar büyük üstelik fiyatlar da çok uygun.

Örneğin 2 kişilik bir kahvaltı siparişinizle 4 kişi rahatça doyabilirsiniz.

Sınırsız çay da dahil olan menüde; kızarmış ekmek, köy tereyağı, domates, salatalık, biber, kavun, karpuz, birkaç çeşit zeytin (biberli, kırma-yeşil, ve siyah), bir kaç çeşit peynir (beyaz, kaşar ve tulum) reçel, marmelat ve bal.

Ayrıca yumurtanız da tercihinize göre pişiriliyor.

Bu kadar çeşit içeren kahvaltının kişi başı fiyatı ise 7 ytl.

Yani benim gibi çay içmeyip ayran ya da portakal suyu gibi ekstra bir içecek siparişiniz ve bahşişinizle burada iki kişi kahvaltı yapmak size en fazla 20 ytl'ye mal oluyor.

Sizi aşağıdaki güzel fotoğraflarla baş başa bırakmadan önce katıksız köy tereyağının kokusunun ve yayık ayranının o nefis tadının uzun süre hafızanızdan ve damağınızdan silinmeyeceğini hatırlatmak isterim.

 

2 YorumBağlantı

9/8/2007 - KÖYCEĞİZ GÖLÜ'NDE MEHTAP TURU...

Hergün bir tur acentasının panoları önünde durup hangi tura katılacağımıza karar vermeye çalışırken mehtap turu ilanı ilişti gözümüze...

Önce tereddütte kaldık aslında ama tereddütümüzü fark eden rehber bize kendi firmalarının düzenlediği Mehtap turunun diğer turlardan farkını açıkladı.

Kardak Turizm, Mehtap Turu, Caretta Caretta safari ve Kaplumbağa ve Kuş seyri turlarına Türkiye'de ilk defa kendilerinin akıl ettiği ve ürettirdiği ve yalnızca kendilerinde bulunan Güneş Enerjili Tekne ile çıktıklarını yani motor sesi ve titreşim olmadan bize gerçekten romantik bir mehtap turu yaşatacaklarını  belirttiler.

‘’Biz bu güneş enerjili tekneyi televizyonda Dalyan'ı tanıtan bir turizm programında izlemiştik’’ dedik sonra kendi kendimize.

O programda teknede yolculuk edenler, sazlıklar arasından geçiyor, kuş cıvıltılarını duyabiliyor, kuş ve balıkların nerdeyse bir metre yakınına geliyor ve onları ürkütmeden fotoğraflıyabiliyorlardı.

Bunu hatırlar hatırlamaz ''evet'' dedik, ''bizi mehtap turuna kayıt edin''...

Ertesi akşam Kardak Turizm'in güleryüzlü personeli tur saatine tam 10 dakika kala bizi otelimizden gelip aldı otomobille.

Teknede bizim dışımızda 1 Polonyalı, 3 yetişkin 2 de çocuk olmak üzere 5 İngiliz Turist vardı.

Yani kaptan ve yardımcı personeli de sayarsak sadece 10 kişi ile demir aldık Dalyan İskele'sinden ve rotayı Köyceğiz Gölü’ne doğru çevirdik.

Hareket ettiğimizde saat henüz 19.00'du ve doğal olarak hava kararmamıştı.

Gerçekten de son bir kaç günü Dalyan'daki diğer motorlu tekneleri kullanarak geçirmiş insanlar olarak bu tekneye biner binmez farkı anladık.

Çok huzurlu bir yolculuk olacağı belli idi.

Hava henüz kararmamışken Dalyan Kanalı boyunca ilerledik.

Kaptanımız Serkan, bazen kanalın sağına soluna yanaşarak bize bazı doğal güzellikleri gösterdi.

Örneğin bülbül yuvaları...

Hayatımda ilk kez bülbül yuvası gördüm bu turda...

Sanki yünden beş şişle örülmüş bir çorap ya da eldiveni çağrıştırıyordu asılı olduğu dalı tepesinde.

Serkan'ın söylediğine göre bülbül yuvalarının iki deliği olurmuş biri kuşların giriş için kullandığı diğeri ise çıkış...

Yol boyunca ayrıca zaman zaman suda aniden zıplayarak yeniden göle dalan balıklar ve nil kaplumbağaları da gördük.

Balıkların hızlı hareketini yakalama şansımzı olmasa da yavru bir nil kaplumbağasını görüntülemek bizi mutlu etti.

 

Yavaş yavaş güneş batmaya başlayıp gökyüzü pembemsi bir renk aldığında teknedeki tüm yolcular sessizce bir kenara çekilmiş, içeceklerini yudumlarken Kaptan Serkan ve yardımcısı Mahmut çoktan mangalı yakmaya başlamışlardı bile... 

Bu arada yemek öncesi biraz sohbet ettik kendileri ile; konu tekneden açıldığında Kardak Turizm'in sahibinin kim olduğunu sorduk kendilerine...

''İnternete girin, googlede arayın aydan arsa alan ilk Türk kim diye, bizim patron çıkar karşınıza'' cevabını aldık.

Hakikaten de bu aramayı yapınca karşımıza Özay Akdoğan Bey çıktı.

Dalyan'daki son günümüzde kendisi ile tanışma fırsatı bulduk, aynı gün bir başka ulusal haber kanalı daha güneş enerjili teknede kendisi ile röportaj yapıyordu öğlen uzaktan kendisini gördüğümüzde.

Özay Bey, tahmin ettiğimizden daha gençti.

Kendisiyle yaptığımız kısa sohbette bize bu tekneyi yapmayı düşündüğünde karşılaştığı güçlüklerden, yaşadığı finansman sorunundan, çaldığı kapılarda karşılaştığı önyargılı yaklaşımlardan söz etti.

Teknenin gündüz depoladığı güneş enerjisi ile aküsünü çalıştırdığını, gece de güneş yokken bile depolanan bu enerji ile çalıştığını, motor olmadığı için ses çıkarmadığını böylece, gölde ve kanalda yaşayan hayvanları ürkütüp kaçırmadığından turistlere yakından izleme şansı sunduğunu, teknenin önündeki dalgakıran sayesinde vibrasyonsuz ve dalga çıkarmadan ilerlediğini anlattı.

Kendisi bize bunları anlatırken biz o tekne ile 2 kez yolculuk yapmış ve tüm bunlara tanık olmuştuk zaten.

Personelini genelde yöre insanından ve eğitimine devam eden gençlerden oluşturduğunu söyleyen  Özay Bey'i kutladık.

Zaten hakkında başka şey düşünüp söylememiz mümkün olmazdı.

Nerede ne zaman bu kadar girişimci ve parlak fikirlere sahip insanlar özellikle de böyle genç insanlar görürsek bence desteklemeliyiz.

Eşimle kendi kendimize ''aydan arsa almayı akıl eden birinden güneş enerjili tekne icat etmeyi düşünmesini beklemek şaşırtıcı olmamalı:)'' dedik...

Neyse gelelim yeniden Köyceğiz Gölü'nde yaptığımız mehtap turuna.

Yukarıda ki ilk resimde de gördüğünüz gibi; biz güneş enerjili teknede iken yanımızdan geçen başka motorlu bir tekne nasılda dalgalandırıyor kanalı...

Ve ben huzurla batan güneşi izliyorum eşimin objektifinden habersiz.

Sonra etler pişiyor ve sofra etrafında toplanıyoruz on kişi...

Bu arada teknemiz göle varmış ve demirlemiş durumda.

Gecenin sessizliğinde teknede yanan mumlar ışığında yemeklerimizi yiyiyor ve yanımızda oturan turistlerle fast food yemeklerin zararları üzerine konuşup, onlara Türk ve Osmanlı mutfaklarından yemekler tarif ediyor, Türkiye'de mutlaka yapılması gereken şeylerden, gidilmesi görülmesi gereken yerlerden ve tadılması gereken yemeklerden bahsediyoruz

özellikle Hünkar Beğendiden...

Yemek bitiyor ve tüm çiftler birbirine sokulup kısık sesle sohbete başladığında tekne gölden demir alıp rotasını Sultaniye Kaplıcalarına çeviriyor…

Sultaniye Kaplıcaları’nı bir başka yazımda anlatacağım…

Şimdi sizleri aşağıdaki resimlere bakmaya ve kendinizi benim gibi 3-4 saatliğine oradaymışsınız gibi hissetmeye davet ediyorum…

 

0 YorumBağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Gezip gördüğüm yerlerle ilgili bilgi ve fotoğraflar, şehir ve mekan yazıları...

Kategoriler

Kategori yok

Arkadaşlarım

belgininhobileri
meleginmarifetleri
minemutfakta
muhteremlegeziye
gezimanya